29 Aralık 2013 Pazar

"Yaratıcı Avrupa" nın neresindeyiz?


MEDIA, Avrupa Birliği'nin görsel işitsel sektöre yönelik bağımsız yapımcıların proje geliştirmesi, ortak yapımlar gerçekleştirmesi ve sınır ötesi seyirciyle buluşabilmesine yönelik programıdır. Bu kapsamda sinema alanında finansman kaynakları sınırlı, küçük - orta boy yapım şirketleri tarafından üretilen filmlere proje geliştirme ve dağıtım desteği sağlanıyor.

MEDIA'nın 2014 - 2020 yılları arasında yürütülecek olan yeni dönemi Yaratıcı Avrupa (Creative Europe) adıyla açıklandı.  Programın sloganı: "hayal et, yarat, paylaş"

Yaratıcı Avrupa ile ilgili çalışmalar 2011 yılından beri sürmekteydi. 

Programın onaylanan 1.46 milyar Euro'luk bütçesinin %56'lık kısmı sinema destekleri için kullandırılacak.

Yaratıcı Avrupa'nın sinema alanındaki katkılarını 3 başlık altında toplayabiliriz:

- Eğitim
- Festivaller
-Proje geliştirme ve dağıtım

Bilindiği gibi Türkiye MEDIA'nın tam üyesi değil. 

Aday ülke statüsündeki Türkiye 2007 - 2013 yıllarını kapsayan bir önceki dönemde sadece eğitim modülünden yararlanabilmişti.
23 Aralık 2013'de Pera Palas'da bakanlık yetkilileri tarafından Yaratıcı Avrupa ile ilgili bir bilgilendirme toplantısı yapıldı.

Toplantıda aktarılanlardan şu notları çıkardık:
- Türkiye ile Media arasında Yaratıcı Avrupa üzerine müzakereler ise halen sürüyor. Yani henüz resmi olarak Yaratıcı Avrupa'nın bir yararlananı değiliz. Durumumuzun ocak ayı sonuna kadar kesinlik kazanacağı belirtildi.

- Türkiye'nin Medya'ya tam üyelik ile ilgili girişimleri sonuçsuz kalmış görünüyor. Yaratıcı Avrupa'ya dahil olsak bile eğitim ve muhtemelen festivaller başlıkları için yararlanıcı olacağız.

- Yapımcıları direkt ilgilendiren proje geliştirme ve dağıtım konularında ise umutlar kaf dağlarının arkasında görünüyor. Sinemamızın üvey evlat görmesinin nedeni ise Dünya Ticaret Anlaşması'nda imzamızın olmaması.



 Konuyla ilgili detaylı bilgi için: http://ccp.gov.tr/ccp

23 Aralık 2013 Pazartesi

Copyright Levy nedir?



Telif hakları konusundaki yazı dizimize devam ediyoruz. İkinci yazımızın konusu Copyright Levy. Uzatma Dakikaları'nda bu konuda daha önce de bir küçük bilgilendirme yazısı kaleme almıştık. Bu defa konuyu biraz daha detaylı ele almak istedik.

Copyright Levy (Özel Kopyalama Bedeli) Nedir?
Basitçe anlatırsak yasal bir eser kopyasının (müzik cd, dvd, blu ray, oyun vs) eş-dost-akraba-aile içi kullanım, bilimsel araştırma vs. gibi amaçlarla, yani ticari amaç güdülmeksizin, kopyalanması - çoğaltılmasına "şahsi kullanım için çoğaltma" deniyor. Bir diğer değişle Bu yolla çoğaltılan kopyalar "korsan" muamelesi görmüyor.

Bu yolla ortaya çıkan kopyalardan dolayı hak sahiplerinin uğradığı mali kaybı biraz olsun kompanse edebilmek için boş cd, dvd, kaset gibi mecraların veya kopyalama için kullanılan cihazların (hard disk, flaş bellek, mp3 player, dvd yazıcılar vb) üretici veya ihtalatçılarından alınan bedele 'Copyright Levy' deniliyor.

Türkiye'deki Mevcut Durum
 

5846 sayılı kanunun 38. maddesi'nde şahsen kullanma ile ilgili bir hüküm bulunuyor ("Bütün fikir ve sanat eserlerinin kar amacı güdülmeksizin şahsen kullanmaya mahsus çoğaltılması mümkündür")
 
Ayrıca 44. maddede boş cd, dvd ve kayıt cihazlarından alınan tutar "ithalat ve imalat değerinin %3'ünü geçmemek koşuluyla" denilerek bir tarife de oluşturulmuş.
 

Ancak tam olarak nelerden ne kadar alındığı, toplam ne kadar paranın biriktiği  belli değil. "Gümrük Tarife İstatistik Pozisyonu Numarası" diye adlandırılan bir genel sınıflandırma çerçevesinde toplandığını biliyoruz. Yani şu kodlu üründen bu kadar, şu kodlu üründen bu kadar şeklinde.
 

Tabii bu tarife devlet tarafından belirlendiği, toplandığı ve tamamı alıkonularak "Kültürel Amaçlar" için ayrıldığından bu bir nevi 'Copyright Tax' bize göre. Zaten durum o kadar saçma ki, eğer toplanan paralar hak sahiplerine dağıtılmıyorsa bu düzenlemenin Telif Hakları Kanunu'nda ne işi var anlayamıyoruz.
Dolayısıyla bizdeki mevcut uygulama iki adet gayet şahsına münhasır durum arzediyor:

A - Tamamı devlet tarafından toplanıyor. İncelediğimiz Wipo raporuna göre bu başka hiçbir ülkede bu yok.

B-Tamamına devlet el koyuyor. Böyle bir örnek de yok (zaten olamaz) 


Yine bu konuda başvurduğumuz Wipo raporune göre genelde devletler %0 (hollanda, isveç vb)  ve %30 arasında değişen oranlardaki kısmını kültürel amaçlı kullanmak üzere ayırıyorlar. Dolayısıyla toplanan tutarın büyük kısmı   hak sahiplerine dağıtılıyor. Bazı ülkelerde ise Copyright Levy yok (mesela ABD), Norveç'de ise devlet mevcut tarifeye göre cebinden çıkarıp hak sahiplerine ödüyor!... Yani biz bu alanı da biraz çiftliğe çevirmişiz!..  
 Yeni Telif Kanunu taslağındaki düzenleme
Henüz yasalaşmayan yeni 5846 sayılı yasa ise şu yenilikler getiriliyor.

“1.Şahsi kullanım amacıyla çoğaltım

MADDE 38
"Her türlü boş video kaseti, ses kaseti, bilgisayar disketi, CD, DVD gibi taşıyıcı materyaller ile fikir ve sanat eserlerinin çoğaltılmasına yarayan her türlü teknik cihazı ticari amaçlı imal veya ithal eden gerçek ve tüzel kişiler imalat veya ithalat bedeli üzerinden yüzde üçü geçmemek üzere Bakanlar Kurulu Kararı ile belirlenecek orandaki miktarı keserek bir ay içinde topladıkları meblağı, “şahsi kullanım bedeli” olarak sonraki ayın en geç ortasına kadar Bakanlık adına açılacak özel hesaba yatırmakla yükümlüdürler. Özel hesapta toplanan bu tutarın %30’u üyelerine dağıtılmak üzere ilgili sektör ortak lisanslama birimine verilir. Bu oranı arttırmaya Bakanlar Kurulu yetkilidir."

"Ortak lisanslama birimine aktarılan tutardan sonra bu hesapta kalan miktar fikrî mülkiyet sisteminin güçlendirilmesi ile kültürel ve sanatsal faaliyetlerin yürütülmesi amacıyla Bakanlıkça kullanılır. Bu hesapta kalan miktarın dağıtımı ve kullanımına ilişkin usul ve esaslar Kültür ve Turizm Bakanlığınca çıkarılacak bir yönetmelikle belirlenir.”

Bu şekliyle şahsi kullanım hükmüne ek olarak bunun hem kayıt edilen ortam, hem de cihazlardan toplanacağı hükmü de eklenmiş, tarife belirtilmiş, hak sahiplerine ödeme yapılacağı da yazılmış. 

Bu haliyle bir Copyright Levy uygulamasından bahsedebiliriz. 
Ancak halen tarifeyi devlet belirliyor, devlet topluyor ve sadece %30'unu sektöre veriyor. Kısacası "vergi" durumu olmaya devam ediyor. 

Uzatma Dakikaları'nın konuyla ilgili önerileri:

Yeni yasada,
1) Copyright Levy'nin ayrı bir kurum ve kuruluş tarafından toplanması,

2) %30'unun kültürel amaçlar için devlete verilmesi,
3) %70'inin hak sahiplerine ayrılması (bu tutardan da %10 Copyright Levy toplayan kuruluşun yönetim gideri olarak ayrılması),
4) Meslek birlikleri arasında ise bu tutarın eser sahipleri, oyuncular ve yapımcılar arasında eşit olarak dağıtılması

hükümlerinin yer almasıdır.

Aşağıda copyright levy uygulamasını ülkelere göre gösteren bir tablo da oluşturduk. 


COPYRIGHT LEVY
ülkeler kültürel amaçlı ayrılan hak sahiplerine dağıtılan yapımcı
Avusturya %50 %50 belirtilmemiş
Belçika 0% 100% 1/3
Bulgaristan %30 %70 ¼
Burkina Faso %50 %50 belirtilmemiş
Kanada 0% 100% Video için yok
Hırvatistan %30 %70 %35
Çek Cum %15 %85 %25
Danimarka %33 %67 1/3
Finlandiya %50 video %35 audio %50 video %65 audio belirtilmemiş
Fransa %25 %75 1/3
Almanya süren bir dava var, onun için dağıtılmıyor
Yunanistan belirtilmemiş belirtilmemiş %20
Macaristan %10 %90 %13
İtalya %50 video %50 video 1/3
Japonya %20 %80 belirtilmemiş
Letonya %10 %90 1/3
Litvanya %25 %75 %30
Hollanda Max. %15 Min. %85 %40.75
Norveç devlet hak sahiplerine ödüyor belirtilmemiş
Paraguay %10 %90 1/3
Polonya %21 %79 %40
Portekiz %20 %80 %30
Romanya 0% 100% 1/3
Rusya %15 %85 %30
Slovakya 0% 100% ödeme yükümlülüğü
Slovenya 0% 100% henüz dağıtılmıyor
İspanya %20 %80 1/3
İsveç 10% 90% 1/3
İsviçre %10 %90 %57
Türkiye %100 %0 0%
ABD sinematografik eserler için copyright levy yok



21 Aralık 2013 Cumartesi

Eser sahibi kimdir?




Uzatma Dakikaları 'telif hakları' ile ilgili bilgi kirliliğini biraz olsun çitilemek için  kolları sıvadı.

İlk olarak 'eser sahibi kimdir?' sorusunu soruyor ve bunun Türkiye ve Avrupa eksenindeki hukuki zeminini sizlerle paylaşıyoruz.

Ülkemizde eser sahipliği 5846 sayılı Telif Hakları Yasası ile düzenlenmiş. Bu yasaya göre üretilmiş bir sinematografik eserin yönetmeni, senaristi ve özgün müzik  bestecisi ortaklaşa olarak 'eser sahibi' kabul ediliyor. (bir de animatör var aslında ya, neyse!)

Yasada yapımcı ve oyuncu ise 'bağlantılı hak sahipleri' olarak tanımlanmış.

Uzatma Dakikaları Avrupa ülkelerindeki eser sahipliği durumunu da araştırdı ve ortaya aşağıdaki gibi bir tablo çıktı.

Bu tabloda:

Yeşil kutular: eser sahipliği

Sarı kutular : ortak eser sahibi olmayıp, mevcut bir eserle ilgili ama ondan bağımsız bir sahipliği, yani bir nevi yardımcı eser sahipliği

anlamına geliyor.

Kırmızı'nın ne anlama geldiği ise hepinizin malumu!...

Bazı ülkelerde teknik ekibin (görüntü yönetmeni, sanat yönetmeni, kurgucu, ışık şefi vb.) yasayla veya sözleşme kapsamında eser sahibi olarak kabul edilebildiğini görüyoruz.

İngiltere ise yönetmen ve yapımcının (şirket olarak) eser sahibi kabul edilmesiyle Kıta Avrupası'ndan farklı bir yerde duruyor.

Türkiye'deki düzenlemenin, en azından yasal düzeyde, Avrupa'da genel olarak kabul görmüş olan eser sahipliği ile örtüştüğünü görüyoruz.



-->

Yönetmen Senarist Besteci Teknik ekip (y) Teknik ekip (s) Yapımcı
Almanya





Avusturya





Belçika





Çek Cum





Estonya





Finlandiya





Fransa





Hollanda





İngiltere





İspanya





İsveç





İsviçre





İtalya





Polonya





Portekiz





Romanya





Slovakya





Türkiye













Eser sahibi

İkincil eser sahibi

Eser sahibi değil
Teknik ekip (y): Eser sahipliği yasa ile kabul edilen
Teknik ekip (s): Eser sahipliği sözleşme ile kabul edilen


6 Aralık 2013 Cuma

Hayır'dır inşallah!



Film yapmak üzere yola çıkan proje sahiplerinin kaçınılmaz olarak kapısını çaldığı iki resmi kurum var: Kültür Bakanlığı ve Eurimages.

Son yıllarda artan para ödülleriyle festivaller de yapımcılarımız için yeni bir adres oldu.

Bu üç adresin de bir ortak özelliği bulunuyor:

Hem Kültür Bakanlığı Destekleme Komisyonu "üyeleri", hem Türkiye'nin Eurimages "temsilcisi" hem de festivallerde yarışacak filmleri belirleyen "ön seçiciler" in ortak özelliği, bu işi "hayrına" yapıyor olmaları.

Kültür Bakanlığı destekleme komisyonunda görev yapan üyelere toplanti başına  325 TL. ödeniyor (yazıyla: üçyüzyirmibeşTürkLirası)

Eurimages temsilcimiz maaş almıyor (daha doğrusu alamıyor, bu da başka bir yazının konusu). Kendisine sadece toplantılara katılabilmesi için uçak bileti sağlanıyor ve günlük 95 Euro (yazıyla: doksanbeşavro) harcırah veriliyor.

Festivaller ise ön seçici kurullarda görev yapan sektör temsilcilerini bila bedel çalıştırıyorlar.

Bakanlığın dağıttığı destek 10 milyon TL'nin üzerinde, Eurimages'a Türkiye'nin katkısı yıllık 1 milyon Euro, festivallerin dağıttığı para ödülü toplamı ise 1 Milyon TL'yi aşıyor.

Durum gayet enteresan. Zira sektördeki tüm akçeli mecraların bu şekilde yürütülmesi herkesi töhmet altında bırakacak söylentileri de yaratıyor. Değerlendirme komisyonunda görev yapanlar avantacılıkla, Eurimages temsilcileri projesine göre davranmakla, seçici kurul üyeleri de çeşitli tanıdıkları kayırmakla suçlanıp duruyorlar.

Bu görevleri hayrına icra edenlerin bir yandan büyük sevap kazanırken, bir yandan da kulaklarının çınladığı bir gerçek.

Uzatma Dakikaları sinema ile ilgili akçeli işlerin profesyonel bir anlayışla yürütülmesi gerektiğini düşünüyor.  

Sinemanın sektör olabilmesinin yollarından biri de buradan geçiyor.







 



4 Aralık 2013 Çarşamba

İrlanda vergi indirimi oranını arttırdı



İrlanda Hükümeti 2015 yılından itibaren geçerli olmak üzere  vergi indirimi (tax break) oranını %32'ye yükseltme kararı aldı. Ülkede halihazırda 'kanunen kabul edilen prodüksiyon giderlerinin' %28'i vergi indirimine tabi durumda.

Ülkede bağımsız film, televizyon ve animasyon yapımlarında mal ve hizmetler için yapılan toplam harcama büyüklüğü 2012 yılında bir önceki yıla göre %30 artarak 180 Milyon Euro olarak gerçekleşti. Tüm görsel işitsel sektörün cirosu 500 Milyon Euro olarak kaydedilirken tam zamanlı istihdam sayısı ise 6500'e ulaştı.


25 Kasım 2013 Pazartesi

Çin: Kontrollü sinema bölgesi


Belli aralıklarla bazı özel ülkelerin sinema endüstrisi profillerini Uzatma Dakikaları'nda paylaşacağız. Siftahı da Çin ile yapalım istedik.

Çin şu anda dünyada kontrollü ve kotalı film endüstrisine sahip ülkelerin başında geliyor.

Çin'de yılda yaklaşık 700 film üretiliyor. Ülke gerek üretim gerekse seyirci sayısı olarak dünyanın ikinci büyük pazarı konumunda.

Çin'in enteresan özelliği ise devletin ABD menşeyli stüdyo filmleri başta olmak üzere yabancı filmlere kota uygulaması ve dağıtımlarını sıkı denetime tabi tutması.

Amerikan Filmlerine uygulanan kota ile yılda 20 film ithal edilebiliyordu. Geçen yıl bu 34'e yükseltildi. Bu kotanın 6 tanesi bağımsız filmlere (non - studio) ayrılıyor. 2012 şubat ayında WTO anlaşmasına imza atmasına karşın sadece iki şirkete (China Film ve Huaxia) film ithal etme yetkisi tanınmış durumda.

Devletin resmi tekeli ve film programlarına doğrudan müdahale etmesi sonucu çoğu yabancı film yerli filmlerle eşit olmayan şartlarda rekabet etmek zorunda.

Yerli filmlerin pazar payı %62 ve elde ettiği box office 1.11 Milyar USD. Amerikan filmlerinin ise pazar payı %38 ve box office toplamı 675 milyon USD

Yabancı filmlerin vizyon tarihleri belirlenirken popüler yerli filmlerle karşı karşıya getirilmeden veya diğer stüdyo filmleriyle birlikte aynı hafta gösterime sokularak pazardaki etkisi azaltılmaya çalışılıyor.

"Fast and Furious 6" sırf yerli popüler film "Switch" ile çakışmasın diye vizyona girmek için tam 6 hafta bekletildi.

Yabancı filmlere resmi izinler vizyona girmelerine çok yakın bir tarihte verildiğinden birçok Amerikan filminin fragmanı sinemalarda 'Muhtemelen Yakında Sinemalarda' (Hopefully Coming Soon) olarak gösteriliyor.

Çin'de gelişkim bir DVD pazarı yok. Onun yerine Youku, Tudou, Tencent, Baidu gibi yabancı filmler de sunan online platformlar mevcut.
Yerli Top 10
Journey To The West
So Young
American Dreams In China
Finding Mr.Right
Tiny Times
Switch
The Grandmaster
Badges Of Fury
The Chef The Actor The Scoundrel
Say Yes

İthal Top 10
Iron Man 3
Man Of Steel
The Croods
Skyfall
Star Trek Into Darkness
G.I Joe: Retaliation
The Hobbit
A Good Day To Die Hard
Oz The Great And Powerful
Oblivion

Bağımsız Top 10
Cloud Atlas
Resident Evil: Retribution
Upside Down
The Impossible
Colombiana
Stolen
Dredd
The Thieves
Bullett To The Head
Sammy's Adventures 2











21 Kasım 2013 Perşembe

Avrupa Film Akademisi Ödülleri (EFA) 2013


Avrupa Sineması'nın Oscar'ı kabul edilen EFA Ödülleri'nin 2013 yılı adayları belli oldu:

AVRUPA FİLMİ  

THE BEST OFFER
Yön: Giuseppe Tornatore 

BLANCANIEVES
Yön: Pablo Berger 

THE BROKEN CIRCLE BREAKDOWN
Yön: Felix van Groeningen 

THE GREAT BEAUTY
Yön: Paolo Sorrentino 

OH BOY!
Yön: Jan Ole Gerster 

LA VIE D’ADELE: CHAPITRES 1 & 2
Yön: Adellatif Kechiche


AVRUPA KOMEDİSİ

I’M SO EXCITED!
Yön: Pedro Almodóvar 

WELCOME MR PRESIDENT!
Yön: Riccardo Milani

LOVE IS ALL YOU NEED
Yön: Susanne Bier

THE PRIEST’S CHILDREN
Yön: Vinko Brešan  

AVRUPALI YÖNETMEN   
Pablo Berger - BLANCANIEVES
Felix van Groeningen - THE BROKEN CIRCLE BREAKDOWN
Abdellatif Kechiche - LA VIE D’ADELE: CHAPITRES 1 & 2
François Ozon - DANS LA MAISON
Paolo Sorrentino - LA GRANDE BELLEZZA
Giuseppe Tornatore - THE BEST OFFER 

AVRUPALI KADIN OYUNCU   
Keira Knightley - ANNA KARENINA 
Veerle Baetens - THE BROKEN CIRCLE BREAKDOWN 
Barbara Sukowa - HANNAH ARENDT 
Naomi Watts - LO IMPOSIBLE
Luminita Gheorghiu - POZITIA COPILULUI

AVRUPALI ERKEK OYUNCU   
Jude Law - ANNA KARENINA
Johan Heldenbergh - THE BROKEN CIRCLE BREAKDOWN 
Fabrice Luchini - DANS LA MAISON (In the House)
Toni Servillo - LA GRANDE BELLEZZA (The Great Beauty) 
Tom Schilling - OH BOY 

AVRUPALI SENARİST   
Tom Stoppard - ANNA KARENINA 
Giuseppe Tornatore - THE BEST OFFER 
Carl Joos & Felix van Groeningen - THE BROKEN CIRCLE BREAKDOWN 
François Ozon - DANS LA MAISON (In the House) 
Paolo Sorrentino & Umberto Contarello - LA GRANDE BELLEZZA (The Great Beauty)




Ödül töreni 7 Aralık'da Berlin'de gerçekleştirilecek. Bakalım bizim televizyon kanallarımız Oscar ödülleri için gösterdikleri ilgiyi EFA için de gösterip töreni yayınlayacak mı?



15 Kasım 2013 Cuma

Romanya'da sinema destekleri arttırıldı


Romanya Ulusal Sinema Merkezi'nden (CNC) yapılan açıklamaya göre 13 Kasım'da başvurusu açılan 2013 yılı sinema destekleri için toplam 6.7 milyon Euro (18.1 milyon TL) kaynak ayrıldı. 

Bu destek tutarının %59'u yapım desteğine, %15'i ilk filmlere, %10'u belgesellere, %10'u animasyon filmlerine, %5'i kısa filmlere ve %1'i ise proje geliştirmeye ayrılacak. Her bir yapımcıya verilecek destek ise toplam fonun %15'i ile sınırlı olacak.

2012'deki tek destekleme toplantısı yıl sonunda yapılmış, desteklenen projeler Nisan 2013'de açıklanmıştı. Geçen yılki destek tutarı ise 2.3 milyon Euro (6.25 milyon TL) idi.
 
Sinema Merkezi tarafından her yıl 2 toplantı yapılacağı açıklanmış olmasına rağmen yeterli kaynak bulunamaması sebebiyle 2011 yılından beri yılda bir toplantı yapılabilmekte.


14 Kasım 2013 Perşembe

Yeniden iletim (retransmission) nedir?


Yeniden iletim (retransmission) meselesi ile ilgili tespit ettiğimiz bilgi eksikliği üzerine konuyu Uzatma Dakikaları'na taşımak istedik.

"Yeniden İletim" sektörümüzde "tekrar gösterim" ile birbirine karıştırılan bir hukuki kavram.

Yeniden iletim bir televizyon yayınının tamamının bir değişikliğe uğramadan eş zamanlı olarak başka mecrada da gösterilmesiyle meydana geliyor.

Basitçe ifade etmek gerekirse: örneğin filminiz salı akşamı prime time'da X kanalında yayınlanacak. Bu yayın ile eş zamanlı olarak filminiz Kablo tv, dijital platformlar ve mobil tv gibi parayla üye olunan mecraların hepsinde de aynı anda gösterilecek demektir. Böylece sizin televizyonda yayınlanan filminiz  yeniden iletilmiş (retransmitted) oluyor.

Özellikle 80'li yıllardan kablo tv servisleri çoğalınca yeniden iletim kavramı da ağırlık kazandı. Elbette kablo platformları önceleri böyle bir telif ödemeye yanaşmadilar "biz sadece aracıyız, mevcut yayını aktarıyoruz" diyerek itiraz ettiler (ki bizde de şu anda durum bu). Ancak yargı duruma el koyup parayla abone toplayan bu tip mecraların yeniden iletim bedellerini yapımcılara  ödemeleri yönünde karar alınca durum hukuki olarak da kesinlik kazanmış oldu.

Yeniden iletim'e tabi bir diğer mecra da oteller. Otel odalarında bulunan televizyonlardan da içerik seyredilmekte. Bu odalar parayla satıldığına göre otellerin de yeniden iletim kapsamında olduğunu söyleyebiliriz.

Yeniden iletime konu olan mecralar nelerdir: 
Kablo tv'ler, dijital platformlar, mobil platformlar ve oteller başlıca yeniden iletim mecralarıdır.

Yeniden iletim hakkini kazanmanin şartları nedir:

1) Eserin televizyonda yayınlanması,
2)  Eserin yeniden iletim haklarının kanala devredilmemiş olması,
3) Eser sahiplerinin meslek birliğine üye olması (sadece meslek birlikleri bu hakları tahsile yetkili)

Türkiye'de durum ne?
Sinema alanında Türkiye'de henüz yeniden iletim toplanamıyor. Konuya yasal zemin oluşturacak yeni 5846 sayılı kanunun yasalaşmasi bekleniyor. Böylece hak bedellerini kimin nasıl bir hesaplamayla toplayacağı, hangi prensibe göre hak sahiplerine dağıtacağı belirlenmiş olacak*

Peki dünyada durum nasıl?
Agicoa (http://www.agicoa.org) tüm dünyada yeniden iletimleri yapımcı hak sahipleri adına toplayan bir kuruluş. Türkiye'den Seyap'ın üye olduğu bu kurum tahsil ettiği yeniden iletim bedellerini üye meslek birliklerine aktarıyor.




*Yakın bir tarihte Turksat aleyhine yapımcı meslek birliklerinin açtığı bir davada talebin hukuken meşru olduğu yönünde bir karar çıktı. Ancak mahkeme ödenecek bedelin nasıl hesaplanacağı ve bölüştürüleceği konusunda bilirkişi raporu talep etti.


21 Ekim 2013 Pazartesi

BFI'dan sinemaya yeni destekler


İngiliz Film Enstitüsü (BFI) ülkenin sinema endüstrisinin belirlenen kültürel hedeflere ulaşabilmesi ve ekonomik gelişmeye katkı sağlayabilmesi için 2017 yılına kadar sürdürülecek uluslararası bir planlama yaptı.

BFI bu plan doğrultusunda ayrılan kaynağı 1.5 milyon £ (yaklaşık 4.8 milyon TL) olarak açıklarken bu kaynakla ülke sinemasının uluslararası saygınlığının zenginleştirilmesi ve ekonomik gelişmeye katkı sağlamasının hedeflendiğini açıkladı.

Bu programın ilk ayağını 2014 yılı itibariyle ABD'de vizyona girecek İngiliz filmlerinin pazarlama ve tanıtım faaliyetlerinin desteklenmesi oluşturuyor. Çin, Brezilya ve ABD ihracat, ortak yapım ve kültürel işbirliği için öncelikli ülkeler olarak belirlenmiş durumda.

BFI ayrıca sektörle ilgili yatırım, yurt dışına film ihracı  ve ortak yapımlar ile ilgili destekleri arttıracağını ve azınlık ortak yapımlar (minority co production) için yıllık 1 milyon £ (yaklaşık 3.2 milyon TL) ayrılacağını da açıkladı.

Danimarka'da yerli film rüzgarı


2013 Ekim ayı itibariyle Danimarka'da gösterime giren filmler arasında ilk beş filmi yerli filmler oluştururken yerli filmlerin gişe payı tarihin en yüksek oranı olan %30.2'ye yükseldi. (karşılaştırmalı olarak 2012'de %29, 2011'de %27'di)

Buna göre ilk beş film:

The Hunt - yön: Thomas Vinterberg (672,512 kişi)
(Cannes'de En iyi erkek oyuncu ödülü, Danimarka'nın yabancı oscar adayı)

My African Adventure -  yön: Martin Miehe-Renard (414.662 kişi)

All for Two - yön: Rasmus Heide (392,118 kişi)
(All for One'ın devam filmi)

The Keeper of Lost Causes - yön: Mikkel Nørgaard (329,521 kişi)
(Locarno F.F)

Sex, Drugs & Taxation - yön: Christoffer Boe (314,125 kişi)
(Toronto IFF, Reykjavik IFF, Hamburg Film Fest, Chicago IFF)



Kaynak: Ekko Magazine


14 Ekim 2013 Pazartesi

Ticaretten muaf sinema

Bizim memlekette pek üstünde durulmasa da Avrupa'da geçtiğimiz yaz tüm sinema endüstrisini ilgilendiren bir mesele üzerine yazıldı, çizildi, konuşuldu: Avrupa Birliği ve ABD arasında imzalanan transatlantik ticaret görüşmelerinde görsel işitsel sektörler istisna tutulmuştu.

Peki bu ne anlama geliyor ve sinemayı nasıl etkileyecek?

Serbest ticaret anlaşmasının başlangıcı Uruguay Round olarak anılan 1986 - 1993 yılları arasında sürdürülen görüşmelerdir. Basitçe ifade etmek istersek Uruguay Round ülkeler arası serbest ticaret kurallarının uygulanması amacıyla gümrük duvarları, rekabeti engelleyici uygulamalar, ticaret kotaları gibi koruyucu ve liberal politikalarla çelişen uygulamaların kademe kademe kaldırılmasını hedefliyordu. 

O dönem Avrupa'da Fransa'nın başını çektiği bir görüş , "görsel işitsel sektörün" bu anlaşmanın dışında tutulması konusunda ısrarcıydı. Doğal olarak dönemin ABD başkanı Clinton bu duruma itiraz etti. Nasıl etmesindi? Hollywood şu anda ABD'nin uçak sanayiinden sonra en fazla ticaret fazlası yaratan ikinci sektörü konumunda.

Ancak o sırada Mitterand'ın başını çektiği "muafiyet" görüşü bugün itibariyle galip gelmiş durumda. Bu anlamda Avrupa'da sinemaya yapım ve dağıtım anlamında destek devam edecek. Televizyon kotaları sürecek. Kısacası MPAA başkanı Jack Valenti'nin "sinema filminin sakızdan farkı olmayan bir ticari ürün olduğu" görüşü Avrupa kıtasında pek taraftar bulmadı.

Liberal ticaret anlaşması olur da Türkiye o masada oturmaz mı? Uruguay görüşmelerine Türkiye de katılmıştı elbette. Uruguay görüşmelerinde Türkiye'nin talep ettiği istisnalar listesinde görsel-işitsel sektör bulunmuyor.

Bu çok da şaşırtıcı değil. Zira televizyonlarda arka arkaya yayınlanan diziler ve her yıl 6-7 filmin tüm box office'in yarısını elde etmesi sebebiyle herkes halinden memnun görünüyor.

Öte yandan Avrupa'nın kültürel çeşitlilik prensibi gereği önem verip istisna tuttuğu "görsel işitsel sektör ile ilgili biz umursamaz bir tavır takındığımız için gün itibariyle Türkiye'nin Media üyeliği kaf dağlarının ardında görünüyor diyebiliriz.

En son RTÜK yasasına Avrupa Eserleri ismiyle bir ek bölüm konulması gündeme geldi. Bu ek ile televizyonlarımıza Avrupa eseri ve bağımsız yapımlar lehine gösterim kotası getirilecek. Ancak taslağın en sonuna eklenen bir madde daha var: Bu düzenleme Türkiye Avrupa Birliği'ne tam üye olunca işlerlik kazanacak. 

Kısacası kısa ve orta vadede mevcut devran devam edecek diyebiliriz.










26 Eylül 2013 Perşembe

Önce vizyon sonra festival




Eylül ayında önce Türkiye'nin Oscar adayını belirledik, arkasından Adana Film Festivali yapıldı, geçtiğimiz hafta ise Antalya Film Festivali'nin ulusal yarışma filmleri açıklandı.

Uzatma Dakikaları olarak her üç seçimde de özellikle vizyon meselesi ile ilgili olarak kafa karışıklıkları olduğunu düşünüyoruz.

Adana Film Festivali'nin ana yarışmasında ise daha önce vizyona girmiş üç film yer aldı. (Çanakkale Yolun Sonu, Eve Dönüş Sarıkamış ve Jin). Adana Film Festivali'nin ulusal yarışmada premiere şartı aramaması anlaşılabilir bir durumdur. Ancak her ne kadar festivalin yönetmeliğine aykırı olmasa da bu seviyedeki festivallerin gösterime girmiş filmleri ana yarışmaya almasının ne festivale ne de sektöre fayda sağlamayacağını düşünüyoruz. 

Geçtiğimiz hafta ise bu kez Antalya Film Festivali'nin Ulusal Yarışma Filmleri açıklandı. Bilindiği gibi Antalya'nin yarışmasında filmlerin premiere olması şartı aranıyor. Ancak ana yarışma için seçilen filmlerden biri (Meryem) geçtiğimiz hafta sonu vizyona girdi. Dolayısıyla merak ettiğimiz; premiere şartı ana yarışmanın açıklandığı tarih itibariyle mi geçerli oluyor (ki mantıksız)? Yoksa premiere'den kasıt festival premiere'i olması mı (ki manasız)?

Oscar seçimlerinde ise bunun tam tersi bir durum yaşadık. Bir filmin yabancı film kategoriside oscar adayı olabilmesi için 1 Ekim'e kadar en az 1 hafta süreyle gösterimde kalması gerekiyor. Normalde bizde oscar adayı filmler  ekim ayında yapılan bir oylama ile seçilirdi. Bu yıl ise 'geç kalıyoruz' gerekçesiyle oylama eylül'ün başında yapıldı. Ancak tuhaftır ki başvuruda bulunan 6 filmin 3 tanesi oylamanın yapıldığı tarih itibariyle henüz vizyona girmemişti. Sözkonusu filmler oscar için seçildikleri takdirde vizyona gireceklerini beyan ettiler. Bu pratikte mümkün elbette, ancak bu filmlerin başvurularının kabul edilmesi anlaşılır bir durum değil. Nitekim oscar komitemiz de bu durumu anlamış olmalı ki vizyona girmemiş olan filmlerin başvurusunu kabul etse de oylamada değerlendirme dışı bırakmış. Zararın neresinden dönülse kardır diyelim.

Velhasıl bu vizyon meselesi iyice arapsaçına dönmüş durumda.
 




2014 Yabancı Film Oscar Adayları


1 Ocak öncesinde ülkeler Oscar adaylarını açıklamaya başladı. Son durum şöyle (ülke - filmin adı- yönetmeni - yıl içinde katıldığı festivaller ve aldığı ödüller)

Avustralya: The Rocket, Kim Mordaunt (Berlinale Kristal Ayı Generation Kplus ve Tribeca F.F)
Avusturya: Die Wand (The Wall), Julian Pölsler (Berlinale12)
Bangladeş: Television, Mostofa Sarwar Farooki
Belçika: The Broken Circle Breakdown, Felix van Groeningen (Berlinale)
Bosna Hersek: An Episode in the Life of an Iron Picker, Danis Tanović (Berlinale Büyük Jüri Ödülü)
Brezilya: Neighbouring Sounds, Kleber Mendonça Filho (Roterdam 2012)
Bulgaristan: The Color of the Chameleon, Emil Hristov (Stokholm, Selanik, Toronto FF)
Kanada: Gabrielle, Louise Archambault (Locarno Seyirci Ödülü)
Şili: Gloria, Sebastián Lelio (Berlinale)
Kolombiya: La Playa DC, Juan Andrés Arango Garcia (Cannes 2012 Un Certain Regard)
Hırvatistan: Halima's Path, Arsen A. Ostojic (2012 Talin ve Pula)
Çek Cum: Burning Bush, Agnieszka Holland
Dominik Cum: Who's the Boss, Ronny Castillo
Fas: Horses of God, Nabil Ayouch (Cannes 2012)
Filipinler: Transit, Hannah Espia
Finlandiya: The Disciple, Ulrika Bengts (Montreal World FF)
Fransa: Renoir, Gilles Bourdos (Cannes 2012 Un Certain Regard)
Gürcistan: In Bloom, Nana Ekvtimishvili and Simon Groß (Saraybosna en iyi film, Berlinale
Almanya: Zwei Leben (Two Lives), Judith Kaufmann ve Georg Maas
Yunanistan: Boy Eating The Bird's Foodö Ektoras Lygtizos. (Karlovy Vary)
Hong Kong: The Grandmaster, Kar Wai Wong (Berlinale)
Macaristan: The Notebook, János Szász, (Karlovy Vary - Kristal Küre)
İzlanda: Of Horses and Men, Benedikt Erlingsson (San Sebastian)
Hindistan: The Good Road, Gyan Correa
İtalya: The Great Beauty, Paolo Sorrentino (Cannes)
Japonya: The Great Passage, Yûya Ishii
Karadağ: Bad Destiny, Draško Đurović (Saraybosna)
Letonya: Mother, I Love You, Janis Nords (Berlinale Generation Kplus Büyük Ödül)
Lübnan: Ghadi, Amin Dora
Lüksemburg: Blind Spot, Christophe Wagner
Meksika: Heli, Amat Escalante (Cannes)
Nepal: Soongava: Dance of the Orchids, Subarna Thapa (Montreal)
Hollanda: Borgman, Alex van Warmerdam (Cannes)
Y.Zelanda: White Lies, Dana Rotberg
Norveç: I Am Yours, Iram Haq
Pakistan: Zinda Bhaag, Meenu Gaur ve Farjad Nabi
Polonya: Walesa. Man of Hope, Andrzej Wajda (Biennale)
Portekiz: Lines of Wellington, Valeria Sarmiento (Biennale 2012)
Romanya: Child's Pose, Călin Peter Netzer, (Berlinale Altın Ayı)
Rusya: Stalingrad, Fedor Bondarchuk
Suudi Arabistan: Wadjda, Haifaa Al-Mansour (Venedik ve Roterdam)
Sırbistan: Circles, Srdan Golubović (Berlinale ve Sundance)
Singapur: Ilo Ilo, Anthony Chen (Camera d'Or Cannes)
Slovakya: My Dog Killer, Mira Fornay (Roterdam - En İyi Film)
Slovenya: Class Enemy, Rok Bicek (Venedik Eleştirmenler Haftası)
Tayvan: Soul, Mong-Hong ChungTayland: Countdown, Nattawut Poonpiriya
Türkiye: Kelebeğin Rüyası, Yılmaz Erdoğan
Ukrayna: Paradjanov, Serge Avedikian ve Olena Fetisova (Karlovy Vary)
Venezüela: Breach in the Silence, Luis and Andrés Rodríguez
G.Afrika: Four Corners, Ian Gabriel
G.Kore: Juvenile Offender, Yi-kwan Kang (Tokyo IFF)
İngiltere: Metro Manila, Sean Ellis (Sundance FF)
İspanya: 15 Years and One Day, Gracia Querejeta
İsveç: Eat Sleep Die, Gabriella Pichler (Biennale12)
İsviçre: More Than Honey, Markus Imhoof (belgesel) (Viennale)

10 Eylül 2013 Salı

Seyirci profili araştırması: İngiltere

İngiltere'de 2013 yılı başında sinema izleyicileri arasında yapılan araştırmanın sonuçları yayınlandı. Buna göre ortaya çıkan dört grubun özellikleri şöyle: 

10% - Sadece gişe filmi seyreden grup:
  • Tüm araştırmaya katılanların 10%'unu teşkil ediyorlar
  • 56%'sı kadın
  • Ortalama yaş 39.2 - en genç yaş grubu
  • Oyun konsolu ve yoğun teknoloji kullanan bir grup
  • Komedi ve romantik komedi türü filmleri tercih ediyorlar
  • Büyük oranda korsan film de seyrediyorlar
  • Sinemaya gitmenin pahalı olduğunu düşünüyorlar
  • Çok televizyon seyrediyorlar
59% - Genelde gişe filmi seyreden grup:
  • Katılımcıların 59%'u — araştırmadaki en büyük grup
  • 53%'ü kadın
  • Ortalama yaş 39.6 — sayıya çoğunluk 16-24 yaş aralığında
  • Oyun konsolu ve yoğun teknoloji kullanan bir grup
  • Komedi ve romantik komedi türü filmleri tercih ediyorlar
  • DVD satın alıyorlar
  • Yoğun olarak Facebook ve YouTube kullanıyorlar
29% - Çoğunlukla bağımsız filmleri tercih eden grup:
  • Katılımcıların 29%'u — ikinci en büyük grup
  • 52%'si erkek
  • Ortalama yaş 44.5
  • En çok sinemaya giden grup olma özelliğinde
  • En çok dvd satın alan grup
  • Filmleri genelde online seyrediyorlar
  • Filmleri genelde bilgisayarda seyrediyorlar
    En yoğun twitter kullanan grup
2% - Sadece bağımsız film seyreden grup:
  • Katılımcıların 2%'si — en küçük grup
  • 55%'i erkek
  • Ortalama yaş 54.2 — en yaşlı kesim
  • Dram veya yabancı dildeki filmleri tercih ediyorlar
  • En az dvd satın alan kesim
  • En az korsan tercih eden kesim
  • En az Facebook kullanan grup

    Uzatma Dakikaları ülkemizde de benzeri bir araştırmanın mutlaka ve acilen yapılması gerektiğini düşünüyor. Türkiye'de filmlerin dağıtım maliyetini yapımcılar üstlendiği için  bizce bu araştırmayı yapmak da en çok yapımcılara düşer. Bu tip bir araştırma ile elde edilen veriler dağıtım masraflarının daha verimli kullanılmasına yardımcı olacaktır.

    Yapımcı meslek birliklerine duyurulur.


1 Eylül 2013 Pazar

Cinelink forum 2013


Bu yıl Saraybosna Film Festivali'nin endüstri bölümü olan Cinelink kapsamında organize edilen SEE Forum'un (Güneydoğu Avrupa Bölgesel Forum)  beşincisi yapıldı. Bu 3 günlük forum sırasında bölgedeki yapımcı, festival ve fonların yaşadığı sorunlar ve çözüm yolları tartışıldı.

Son dönemde bu bölgede yaşanan sorunların en önde geleni kuşkusuz ortak yapımlarda ülkeler arası karşılıklılık prensibinin bozulması. Ekonomik olarak nispeten daha iyi durumda olan Hırvatistan ve Slovenya'nın destek verdiği Bosna Hersek, Sırbistan ve Makedonya'dan projelere karşılık olarak kendi projeleri için bu ülkelerden yeterli mali destek alamaması sonucu son yıllarda bir cari dengesizlik oluşmuş durumda. Bu sorunun bir şekilde giderilmemesi durumunda bölgedeki ortak yapımlarda önümüzdeki dönemde problemler yaşanması kaçınılmaz görünüyor. 

Bu durum Eurimages nezdinde de sorun yaratıyor. Bilindiği gibi Avrupa Çok Taraflı Ortak Yapım Konvansiyonu uyarınca Eurimages da ortak yapımlarda minimum ortalık payı olaak %10 şartını arıyor. Ancak; örneğin Hırvatistan'dan Eurimages'a basvuran 1.000.000 Euro bütçeli bir Hırvatistan - Almanya - Sırbistan projesinde Sırbistan'daki yapımcı %10 duvarına tosluyor. Çünkü Sırbistan'dan toplam bütçenin %10'u olan 100.000 Euro'yu fonlaması pek de mümkün değil. Çoğunda ekonomik sıkıntılar olan bölge ülkelerinde yabancı projelere verilen destekler 40- 50 bin Euro'yu aşmıyor. Bu durumda da bölgede ortak yapım gerçekleştirmeye çalışılan projelerin Eurimages ayağı da sorunlu hale gelmiş oluyor.

Forum sırasında bölge ülkelerinin film komisyonlarının ortak fonlamasıyla faaliyet gösterecek ve bölgedeki işbirliğini destekleyecek bir sinema fonunun kurulması fikri de konuşulmaya başlandı. Önümüzdeki dönemde bunun nasıl bir yol aldığını göreceğiz.

Türkiye ise başka denizlerde yüzüyor. Ülke olarak bölgeye olan ilgimiz sadece eski Osmanlı coğrafyasını tanıtıp gururlandıran paket turlar ve mal satıp para kazanmaya yönelik ticaret ile sınırlı gibi görünüyor. Halbuki tıpkı Uzakdoğu ve İskandinavya  marketlerinde olduğu gibi bu bölge ülkelerinde aradaki kültürel bağların da yardımıyla sinema alanında birçok ekonomik ve endüstriyel ortak model oluşturulabilir. Türkiye'nin Osmanlı yapılarını restore etmekle sınırlı görünen kültürel faaliyetlerini genişleterek sinema alanında daha aktif bir rol alması gerektiğini düşünüyoruz.

Özellikle meslek birliklerinin uğraşısı sonucu karşılıklılık prensibi yeni 5224 sayılı destek yasasına eklendi. Ancak bu yasa henüz kabul edilip yürürlüğe girmediği için bizde mevcut yasayla zaten hiçbir yabancı projeye destek olunması kanunen mümkün değil. Bu ahval ve şeraitte de ortak yapımlarımız için adres Fransa ve Almanya ile sınırlı kalmaya devam edecek. Ta ki onlar da  "e yeter artık!" diyene kadar.

Bizden söylemesi. Uzatma Dakikaları'nda okumuştum dersiniz...








30 Temmuz 2013 Salı

Kefilin var mı, filmin var


Türkiye'de günlük hayatın hayhuy'u içinde pekçok garipliği üzerinde düşünmeden ve sorgulamadan "normal" kabul eder olduk.Sinema hayatı fena halde taklit ettiği için böylesi pek çok "gariplik" bizim sektörde de mevcut. Bizce bakanlık desteğine hak kazanan projelerden "kefil" istenmesi de bunlardan biri.

Belki bilmeyenleriniz vardır: Bakanlık desteği alan projelerden parayı alabilmeleri için emekli olmayan (çünkü emeklilerin maaşlarına haciz konulamıyor), maaş bordrolu 2-3 kefil isteniyor. Üstelik kefillerinizi alıp hep birlikte sözleşmeyi imzalamak için Ankara'ya gitmeniz gerekiyor. 

Mesela, Eurimages sözleşmesi için kefillerinizi alıp tüm ortak yapımcılarınızla da birlikte sözleşme imzalamaya Strasbourg'a gittiğinizi düşünsenize...

Bizde geçen yıla kadarki uygulamada kefiller destek tutarıyla filmin çekilmesine  kefildi. Ancak son saçma uygulamalarla artık sadece filmin tamamlanmasına değil, aynı zamanda filmin belirli bir tarihte sinemalarda ticari gösterime girmesine, yapımcının destek tutarının 2 misli fatura ibraz etmesi gibi durumlara da kefiller. Yani film vizyona girene kadar, hatta projeniz bakanlık ile ilişik kesene kadar kefilleriniz "iğne üstünde" oturuyor.

İyi de Edirne'den ötede  hiçbir yerde olmayan bu uygulama bizde niçin var? 

Genel kural şudur: Yapımcı bir filmin kefilidir. Sözleşmeleri imzalar, gerekli yükümlülükleri yerine getirir, aksi takdirde de sonucuna katlanır.

Yapımcının önem ve değer taşımadığı bizim gibi ülkelerde ise "kefiller" filmin yapımcısı olurlar.

Uzatma Dakikaları tüm bakanlık desteği alan meslektaşlarımıza kefillerini filmlerinin jeneriğine "yapımcı" olarak yazmalarını öneriyor.